breaking news

Ceyda Düvenci’nin Bodrum hayatı

Mart 11th, 2021 | by YazKış Muğla
Ceyda Düvenci’nin Bodrum hayatı
BODRUM
0

Bir süre önce Bodrum’a taşınan Ceyda Düvenci, minimal bir yaşamdan mutlu olduğunu söylüyor: “Hiçbir acelemiz olmadan hareket etmek, iyi hissettiriyor. Yürümek, kendine zaman ayırmak, çocuğunla ilgilenmek ama sevgilinle de baş başa kalmak lütuf değil, gereklilikmiş”

MİLLİYET

Pandemi nedeniyle tüm bildiklerimizi unuttuğumuz koca bir yıl sona erdi. Sevdiklerimizle bir arada olabilmenin keyfinin hiçbir şeyde olmadığını da gördük. Bazıları ise sevdiklerinden ayrı olmamak için evini, şehrini değiştirdi. Ceyda Düvenci gibi. Düvenci, oyuncu eşi Bülent Şakrak’ın seti nedeniyle Bodrum’a yerleşti. Burada kendilerine yepyeni bir düzen kuran çift, şimdilerde minimal bir yaşam sürmenin keyfinde. Küçülttüğü dünyasında sevdikleri için kocaman bir yer açan Düvenci, her günü hem dopdolu hem de kendine, sevgilisine ayırarak geçiriyor. Üstelik, Serebral Palsi’li kızı Melisa’nın hikayesinin ilhamla yazdığı, Doğan Egmont’tan çıkan “Balköpüğü ile Tatlı Bir Merhaba” adlı üçüncü kitabı da raflarda. “Okulunda yer aç” sloganıyla çıkan kitabı vesilesiyle “merhaba” dediğimiz oyuncuyla yeni hayatını konuştuk.

Bodrum’a taşındınız. Bu bir süreç mi yoksa tamamen orada mısınız artık?

Aslında tam bir yerleşme diyemeyiz. Bülent’in işi nedeniyle buradayız. Pandemi olmasaydı da gelirdik. Fakat pandemi döneminde bizim için sürekli gidip gelmesini istemedim. Okullar da online olunca gelmekte sakınca görmedik. Aktif olarak çalışanın yanında olmak doğrusu. Biz çok ayrı durabilen bir aile değiliz. Birbirimize çok düşkünüz. Dolayısıyla bir araya gelebilmek için elimizden geleni yaparız.

O zaman İstanbul’a dönmeyi düşünüyorsunuz…

Evet, tabii. Mayısın ortası gibi döneceğiz. Sonra dizi, pandemi devam ederse yine döneceğiz. Ama okullar açılırsa, hayat yavaş yavaş yeni normal şekilde devam ederse de İstanbul’da kalırız.

Peki, nasıl bir dönem yaşıyorsunuz? Bir gününüz nasıl geçiyor?

Sakin, daha çok kendime yatırım yaptığım, çocuklarımla daha çok zaman geçirdiğim, duygu iniş çıkışlarımı bile keyifle karşıladığım bir dönemdeyim. Burada rutinlerimiz bile keyifli. Her sabah Ali’yi okula götürüyoruz. Biz dönerken Melisa’nın dersi bitmiş oluyor ve kahvaltı hazırlıyoruz. Sonra yürüyüş yapıyoruz. Haftanın bir günü seramik atölyesine ve çantadan mum yapımına kadar farklı etkinliğin içinde olduğumuz bir atölyeye gidiyorum. Sadece el emeğine yönelik etkinliklere konsantre olmak iyi geliyor. Yogaya gidiyorum. Taş Kağıt Makas atölyemde kitap kulübüm var. Zümra Atalay’dan Mindfulness eğitimi alıyorum.

Sayfiyede yaşam size neler keşfettirdi?

Burada hiçbir acelemiz olmadan hareket ediyoruz. Minimal yaşam ne demek onu anlıyoruz. En basitinden ekşi mayadan ekmek yapan tek yer var. Dolayısıyla ekmek için adres belli. Hayatla mücadelemiz bitiyor ve insan olduğumuzu hatırlıyoruz. Yürüyebiliyor olmak, kendine zaman ayırabilemek, çocuğunla ilgilenmek ama sevgilinle de baş başa kalmak, sukünet lütuf değil, gereklilik. Bununla tanışmış oldum. Dünyada insanların bu tarz yaşamları çok doğal. Onlardan bunları dinlerken, hayretler içinde kalırdık. Ve şimdi biz de öyle yaşıyoruz. Bu ülkede de böyle bir hayat olabiliyormuş ama büyük şehirden vazgeçebiliyorsak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir